Dudakları morarmış , yüzü sararmıştı.Çenesi adete birbirine vuruyordu.Böyle olması da gayet tabii idi.
17 Aralık günü, yağmur çiseler, dondurucu rüzgar camları sarsarak ıslık çalıp geçerken ; O ,kızarmış ve şişmiş ayaklarıyla yere basıyor,yırtıklarından etleri görünen bir ceket giyiyordu.
Bu kim di?
Kumarbaz Veli,İpsiz Ali,Sarhoş Mustafa mı idi?Hayır ,hayır!O halde kim idi?
Evet kim idi?Biliyorum kim olduğunu merak ediyorsunuz!
O,mini , mini,on yaşlarında, günahsız, yoksul bir ,ilkokul talebesi idi!
Vicdan sahipleri!
Gözlerinizi kapayınız ve düşününüz!Ama pekde derin düşünmeye ne gerek var?
Gören gözlerle,hisseden duygularla şöyle bir etrafınıza bakınız.Ve aç karınlı,çıplak ayaklı,yırtık elbiseli çocukları seyrediniz.Sonra da,vicdanınızın sesine kulak veriniz.Ben ,vicdanınızın sesinin size ne dediğini duyuyorum.Diyor ki:
_ Bu suçsuz, bu günahsız yavruları içerisinde bulundukları bu insanlığa yakışmayan durumdan kurtarmalısın.
Vicdanın bu emrine sen, ben tek başına ne yapabilirim?diye cevap verebilirsin!Fakat unutma ki sen tek başına değilsin!Senin gibi vicdan sahibleri çoktur!Fakat lazım olan tek şey, bu vicdan sahiblerini teşkilatlandırmadır.
Evet teşkilatlanmak! Ve bu suçsuz, bu günahsız yavrulara karşı olan insanlık vazifemizi yerine getirmek.
Ahlak kanunlarının emri budur.
Vicdanlarımızın emri budur.
Türk’ün tarihi ananesi budur.
İnsanlık budur.
İslamın şartı budur.
Bu dava büyüktür.Bu dava,Kıbrıs Türkü’nün hayat –memat davasıdır,
Bu dava mutlaka kazanılmalıdır.