Bu günlerde, bazı yöneticilerden, halkımıza fedakarlık çağrıları yapılıyor.Bu halk, bu Kıbrıs Türk’ü yıllardan beridir, kimsenin fedakarlık çağrılarına gerek kalmadan, en yüce, en asil fedakarlık örnekleri sergilemiştir.
Yüzbirevler, Beyaz ev, Boğaz, Erenköy, Limasol, Baf, Tatlısu, Geçitkale, Larnaka, Mağusa.....kısacası, Türk nüfusunun bulunduğu her köy, her kasaba, bu özverili halkın,gözler yaşartan fedakarlık sahneleri ile doludur, dopdoludur.
Hangi yerleşim yerimizde, hangi yollarda-bellerde şehitlerimizin kan izleri yoktur? Hangi yerleşim yerimizde,göçmenlerin ahı,ızdırabı, gözyaşı yoktur? Hangi yerleşim yerimizde ölüm kol gezmemiştir? Hangi insanımız,senelerce,ensesinde ölüm nefesini hissetmemiştir?
Bu halk, bu fedakarlıkları , gıkı çıkmadan,şikayet etmeden, yakınmadan, can-ı gönülden, severek yapmamışmıdır?
Yapmıştır! Yapmış ve Anavatanın yardımları,Mehmetciklerin de kahramanlığı ile zafere ulaşmış, layık olduğu barışa kavuşmuştur.
Ama ne yazık ,ne acıdır ki,bazı iktidar sahipleri ile onlara dur diyemiyenler, ana sütü kadar hakkı olan bir sağlıklı, bir adil düzen getirememişlerdir.Hem savaş sonrası elde edilen ucsuz bucaksız servetleri hem de Anavatanımızın gönderdiği trilyonlarca lirayı, partizanca ve beceriksizce heba etmişler , savurmuşlar ve bizi bu günlere ulaştırmışlardır.şimdi de kalkıp halka fedakarlık çağrıları yapıyorlar.Halkımızın bu fedakarlık çağrılarına cevabı; Hayırdır. Hayır olacaktır.
Bu defa da fedakarlığı,Kıbrıs Türkü’nün kara günlerini, savaşını, can vermesini, yurt dışından,uzaklardan, çok uzaklardan seyredenler, onların çocukları,torunları yapsın.
Gerek savaş öncesi,gerek savaş sonrası; servetlerine servet katma,ganimetden pay koparma uğraşından başka bir şey yapmayanlar, bundan başka birşey düşünmeyenler yapsın!
Ama sakın iktidar sahipleri,isterlerse orman yasası yapıpta, herkesin sofrasından zorla birer lokma ekmek alırcasına bir de “Fedakarlık Yasası” yapıp, halktan zorla yardım toplayabilirler.daha nice yasalar yapıp, halkı soyup soğana çevirebilirler.Nitekim yapıyorlarda. Hem belki, bu yolla şımaran, söz dinlemez, yerinde duramaz hale gelen, o eğilimi gösteren halka haddini bildirmiş de olurlar.
Hem özledikleri kör, sağır ve dilsiz bir toplum yapısına kavuşmuş olabilirler.
Not . bu yazımız 26/10/1995 yılında yazılmıştır
e-mail : esatmuhtaroglu @ hotmail.com