Gazetelerimizden birinde , selamlaşma konusunda bir yazı yayımlanmıştı.Bu yazı, bana, tam elli sene önce; 1955-1956 ders yılında , hiç bilmediğimiz, hiç görmediğimiz, adını da Lefkara nakışları olarak duyduğumuz bir köye becayiş edilmiştik .
1955, Eylül başın da, Lefkara’ya taşınmıştık.Köye becayiş edilen öğretmenin köye geldiğini duyan konu-komşu, hep öğretmen evine koşmuş,o ufak tefek, o en gerekli eşyalarımızı, tam bir karınca misali, otomobilden içeri taşımışlar ve her şeyi yerli yerince yerleşt,rmişlerdi.
Önceleri, hiç bilmediğimiz bir köye ve köyün insanlarına alışmamız, ısınmamız çok kısa sürmüştü. Ama herkesin , nerede oturduğunu, kimin, neyin nesi olduğunu, işini, gücünü bilmediğimiziçin; sokağa hep komşularla, komşu kızlarla, onların kılavuzluğu ile çıkardık. Orada , genellikle başka işleri olmayan yaşlı kadınlar, sabah erkenden , ellerinde nakış yastıkları ile kapı önüne oturup, habire nakış işlerlerdi.
Yanlarından geçerken, ben de, daha gencecik bir kadın olarak, kim olduklarını bilmeden, tanımadan, kırk yıllık dost gibi; ’’Kolay gelsin teyze’’ , “Nasılsın teyze” , “Günaydın teyze” diye seslenir, selam verir, hatır sorardım.
İşte benim bu tavrım, bu tutumum, bu bol selamım; köyde dalga dalga yayılmış, herkes beni sorup öğrenme merakına düşmüş ; bana kucak dolusu övgüler, sevgiler, selamlar iletiyorlardı.İşte bizim gittiğimiz her yerde, tavrımız bu idi ki her yerde sevildik ,sayıldık.
Hayatı sevebilmek, mutlu olabilmek için ; bu tavrı ,bu tutumu, bu selamlaşma konusunu, bütün kadınlarımıza,diyordum ,ama yalnız kadınlarımıza değil, bütün halkımıza sevgi ile saygı ile, mutluluk ve sağlık dileklerimle öneriyorum